Nakşibendilik nedir?
Bismillahirrahmanirrahim
Bizim kapımız hükümet kapısı değil,
kapımız herkese açıktır. Kim gelirse hoş geldi sefâ
geldi. Muhabbetle gelenler daha ziyade karşılık bulur gider. Birşey
arayıp gelen kimse ümit ederiz ki aradığını bulup gider.
Biz kendi örfümüz mûcibince bismillah
diyelim, besmelesiz iş temelsiz bir iştir, sağlam değildir.
Besmeleli iş Allah için olan iştir, Allah için olan iş
yıkılmaz. Naksibendilik,
İslâmın derûni hayatına ait olan bir yoldur. Aslında
insanı insana ulaştırmak içindir. İnsan bugün 21. asra
yetişmek üzeredir, lâkin kendileri hakkında pek az bilgi sahibidir.
İnsan kendi etrafında olan her şeyi mütala etmiş,
araştırmış ve aralıksız araştırmalar
yapmaktadır. Tabiat içerisinde ne varsa; muhitimizde ve çevremizde ne
bulunuyorsa beş hissimizin, duygularımızın
yetişebildiği yerlerdeki her şeyi araştırmak gayreti
içerisindedir insanlık. Belki bugünkü araştırmacılar
karıncayı eline alır ve onun hakkında bir mâlûmat sahibi
olur: karıncaların nasıl yaşadıklarını,
nasıl çalıştıklarını iyice
araştırıp ondan bir bilgi edinirler.
Tabi onlardan daha küçük yaratılmış olan
mahlûklar vardır. Mesalâ, mikroplar âlemi, bakteriler âlemi, virüsler
âlemi gibi. Onlar hakkında laboratuvarlarda sürekli araştırmalar
yapılmaktadır. Tüm bunlar insanların bilgisini artırmak ve
üzerinde yaşadıkları bu gezegenin veya seyyarenin hakkında
daha çok bilgi sahibi olmak maksadıyla meydana gelen hizmetlerdir. Bunlar
elbette insanların bilgisini genişletmekte, ufuklarını daha
ziyade yükseltmektedir.
Yanlız bugünün insanı kendisini
araştırma mevzû yapmıyor; kendini tanımak hususunda çok
sathi, çok basit bilgilerle kendi hakkında bir mâlûmatı var.
İnsanın derinliğine dair bir araştırma
yapılmıyor. Bu araştırma elbette tabiatı
araştırma gibi değildir. İnsanın kendini
araştırması bambaşka bir mevzûdur ve konudur.
İnsanın kendisinden içeri başka bir şahsiyeti vardır,
insanın kendisinden kendisine sefer etmesi ve gizlide duran
şahsiyetini bulup kavuşması belki bu hayatın gayesidir.
İnsanın kendisinden kendisine olan seferi kolay değildir.
Tayyareye, rokete veya ata binilip yetişilecek bir yer değildir.
Belki insanın cismâni olan varlığından ruhani olan
varlığına yürümesi lâzımdır. Bu, dinlerin menşeidir,
bu gaye bütün dinlerde değismeyen gayedir. Binâenaleyh insan kendisini
tanımak istediği vakitte, elbetteki bunun yolları dünya üzerinde
tabiati araştırmak gibi değildir. Bu araştırma,
-
Mâneviyata,
-
Melekûta,
-
Göklere,
-
Ruhlarımıza,
ait olan bir hizmet ve konudur. Onun için gelen bütün dinler
ve onu insanlara tebliğ eden tüm peygamberlerin esas gayesi;
insanları kendi aslı şahsiyetlerine yetiştirebilmek ve hazırlamak
içindir. İlk insan ilk peygamberdir Âdem (a.s.). Aradan binler hatta on
binlerce peygamber geçmiştir ve son olarak gökyüzünün haberini insanlara
yetiştiren Efendimiz Muhammad Mustafa (s.a.v.s.) gelmiştir ki bu gökyüzünün
haberi tamamlanmıştır. İnsanları kendi mânevi
mertebelerine ulaştıracak her yol, gökyüzünden gelen en son
nizamın içerisindedir.
Nakşibendilik, elbette bir din değildir,
belki İslâmın içerisinde insanın asıl gayesi olan
kendisine ulaştıracak yol ve disiplini bildiren bir ekoldür. Bunu
takip eden kimse kendi şahsiyetini bulabilir, kendi mânevi
varlığına ulaşabilir. Çünkü insanların bugün kendi mânevi
ve ruhani varlıklarıyla aralarında hicap yani perde vardır.
Bu örtü insanın cismâni olan vücudunun örtüsüdür ki insan fiziki
bünyesiyle uğraşmaktan ruhaniyetine yetişemiyor. Kendi fiziki
bünyemizin arzusunu tatmin etmek için uğraşıyoruz, ama insandaki
hırs insanı bırakmıyor. Yani kendimize vakit
ayırıp kendi ruhi varlığımıza yönelmek için bize
sıra vermiyor. Biz yirmi dört saat kendi fiziki bünyemize ait olan
hizmetteyiz, onun için ruhaniyetimize bakamıyoruz.
Nakşibendilik gökyüzünden gelen, İslâmiyetin
içerisinde insanları insaniyet mertebesine ve mânevi mertebelere
ulaştıracak sıkı bir disiplindir.
Buna örnek verecek olursak; buradan İstanbula gidecek
olan biri elbette yürüyerek gidemez, önümüzde deniz var. Denizi geçsek bile
yürümek icap etmez, başka vasıtalar var. Herhangi bir vasıtaya
binip gider. Hiçbir vasıta olmasa yürüyerek mecburen gidecek, lâkin
vasıta varken vasıtayı kullanması lâzımdır. Vasıta
olarak,
-
İstersen
uçakla,
-
İstersen
vapurla, otobüsle,
-
İstersen
trenle,
-
İstersen
arabayla,
-
İstersen
hayvan sırtında gidersin.
Gideceğin yer bellidir, ama kullanacağın
vasıta başka başkadır. Tayyareye binen adamın dikkat
edeceği disiplin vardır ki vapurda o disiplini söylemezler. Arabada
da, trende de söylemezler, ama tayyareye bindiğin vakitte oturur oturmaz
ilk olarak hostes anons yapar:
Bunun gibi emir verirler ve kontrol ederler. Vapura binen
yolcuya bu kadar emir yoktur. Bu disiplindir. Tayyare yerde yürüyen veya
denizde yüzen vasıtalar gibi değildir. İslâmda da bir disiplin
vardır disiplin olmadan din olmaz, tin
olur, tin demek İngilizce teneke demektir yani çürük iş.
Disiplinsiz İslâm olmaz. İslâm pazarlık kabul etmez, lâkin bu
zamanın insanı pazarlıkla müslüman olmak ister, olamaz. Örnek
verelim; Üniversiteye gittiğin vakitte,
Beni şu şartla kaydet; ben istediğim vakitte
geleceğim, istediğim vakitte ders veren hocaya sual
soracağım, bunalırsam fındık fıstık
yiyeceğim, kola içeceğim, dersten çıkacağım gibi
şartlar ileri süremezsin.
Böyle şartla üniversite seni kabul eder mi? Yok olmaz,
Burada bu şartlarımız var, kabul edersen seni alırız,
değilse git işine derler. Bu zamanın insanı
İslâmı kendi keyiflerine göre olacak zanneder ki; hayır! İslâmda
inanılacak meseleler var, yapılacak ve terkedilecek işler var,
değilse senin adın İslâmda kayıtlıdır ama orada
hazır değilsin. İsmi var cismi yok.
Nakşi tarikatı; insana melekûtun yollarını açan
disiplindir.
Nakşi tarikatı ne zaman başladı?
Hz. Peygamber zamanından gelmiştir.
Nakşibendilik uydurma bir şey değildir. Nakşibendilik disiplini
peygamberle beraber vahiyle, kitapla beraber gelmiştir. Hz. Peygamberin
bildirmiş olduğu yolu yürüttükçe devam etmiştir. Buna da örnek
verelim: Bir avuç yer olan Kıbrısta bile beş tane üniversite
var. Lefke Avrupa Üniversitesi, Girne Amerikan Üniversitesi, Lefkoşa
Yakındoğu Üniversite, Magosa Doğu Akdeniz Üniversitesi
Nasıl olsa hepsi üniversite! İsmini ne
değistirirsin, isminin değişmesinde ne mâna var?
İsmi belki üniversite ve kalitesini bildirmek
maksadıyla insanların kullanmış olduğu bir şeydir.
Nakşibendi dendiğinde de bir isimdir,
lâkin aslı Peygamberimizin göstermiş olduğu bir disiplin, bir
yoldur. Kadiri de var, mevleviler de aynı yolun yolcuları ama
onların disiplini yine başkadır. Bir üniversitede sekiz-on
branş vardır, hepsi doktorluk veya hepsi mühendislik okutmaz. Hukuk,
iktisat ekonomi, işletme gibi değişik bölümleri vardır.
Talebe üniversiteye geliyor, o şemsiyenin altında çeşitli
branşlar vardır. Herkes kendi kabiliyetine göre okur ama hepsi
üniversite talebesidir.
Hepimiz müslümanız, lâkin İslâmın
getirmiş olduğu disiplinde biz Nakşibendi
disiplinini kabul edip yürüyoruz;
-
Bizim
namazımız da bütün tarikatlardaki namaz gibi şeriatın
emrettiği namaz üzerindir; beş vakit kılıyoruz, beş
vakit üzerine nâfile namaz da kılıyoruz.
-
Zikir;
İslâmın her kolunda her mezhebinde vardır. Nakşi kolunda Allahın en güzel doksan dokuz ismi
zikredilir. Allaha (c.c.) yaklaşmak maksadıyla herkes kendisine göre
tayin olunan ismi zikreder.
Bugün hali hazırda 300 milyondan fazla insan, en yüksek
ve en kuvvetli yol olan Nakşibendi
koluna mensuptur. Yani İslâmın içerisinde İslâmın
mâneviyatını temsil eden ve mânevi feyzi arayan 300 milyonun üzerinde
insan vardır ve hepsi de Nakşidir. Kadiri de olsa, Nakşide olsa
müslümandır. Yanlız dediğimiz gibi herkesin günlük
yapacağı hizmet başkadır. Müşterek hizmetimiz de var,
ayrı ayrı zikirlerimiz de var.
-
Her
gün salavat-ı şerife getiririz.
-
Hepimiz her gün Kurân-ı Kerim okuruz.
-
Her gün nâfile namazları kılarız.
-
Her gün gece namazı kılarız.
-
Her gün tesbih ederiz.
Hâsılı kelâm, dünya hizmetini ne kadar
kısaltabilirsek kısaltıp hizmeti Allah için yapmak isteriz.
Çünkü bizim kendi prensibimiz,
-
Allah
için yaşamak,
-
Allah için işlemek,
-
Allah için dünyadan gitmektir.
İstediğimiz ve maksudumuz Allahtır. Sen
dünyayı istersen arkasından koştur, biz ona
karışmayız. Dünyanın kimseye kalmayacağını
biliyoruz, onun için hakiki Nakşibendi
yolunu tutan kimsenin dünya tamahı yoktur. Varsa noksaniyettir, demek daha
hazırlanmamış veya iyi yetiştirilememiş ki
dünyanın peşine düşmüştür. Dünyanın peşine
düşen hakiki Nakşi değildir. Allahı arayan Nakşidir.
Nakış
mânası nedir?
İnsanın gönlü Cenâb-ı Hakkın
tahtıdır, gönül sultanını arar, sen gönlüne kimi istersen
sultan yap. Biz gönlümüze Allahı sultan yapmak isteriz, Hz. Peygamberin
muhabbetiyle onu kalbimize sultan yapmak isteriz ki, Cenâb-ı Hakkın
yeryüzündeki temsilcisidir. Sen gönlüne bir sultan ara, dünyayı bulursan
senin olsun. Biz gönlümüze ezeli ve ebedi olan Allahı seçmişiz.
Zaten Cenâb-ı Hak;
Ey insan, vücudunda
bütün her şey senindir, ama kalbini benim için sakla, gözet; oraya
başkasını koyma, benim tahtım senin gönlündedir.
İste bunu yapabilen gönlüne mevlâsının
tahtını kurabilen adam; insan-ı kâmildir. Ondan ötesi boş
lakırdıdır.
el-Fatiha