Hazreti Ali Efendimizin Makamı
22. Muharrem
1408 / 15. Eylül 1987
Mevlana Şeyh
Nazım Hakkani,
İstanbul
Bismillahir-Rahmanir-Rahim
Gördüğümüz
meseleyi söyleriz. İnanan kimselere saadet olsun. O da görecektir. O da
görmeden dünyadan gitmez, bu sözü tasdik eden kimse.
Onun için böyle cereyan edecek. İşler buraya, bu neticeye
bağlanacaktır. Önümüzde az mesafe kalmıştır. Az mesafe
kaldı.
Bilmem
Bu sene Hac-ül Ekber´ dir. 1988 senesi Haccı Hac-ül Ekber´ dir. 1408 Hicri
senesinin Haccı Hac-ül Ekberdir. Onu takip eden Muharremde bir Futuhat´a
intizar ediyoruz. 50 senedir bekleyip duruyorum. Dur bakalım,
ağır ağır yetişiriz. Allah sizi de yetiştirsin.
Bizi de yetiştirsin. Bi hürmetil habib bi hürmetil Fatiha.
İyi günler geliyor. Bismillahirrahmanirrahim. Hazreti Ali efendimiz
keremallahu veche aleyhisselam ve radiyallahu anhu hazretleri.. onun
makamı Peygamber essalatu vesselam´a yakınlığı
dolasıyla Cenab-ı Peygamber ona sırr-i olan ilimlerden
açtı. O gizli ilimler hazinesidir. Kimsenin bilmeyeceği esrardan
Hazreti Ali efendimize bildirilmiş idi. Ve onun Basra şehrinde Mescid-i
ki en büyük camiisidir oranın.. bir hutbe irad etti orda Hutbet-ul Beyan
denir ona. Yani Yevmel Kiyamete kadar olacak ne varsa, görülecek alametler ve
nişanları beyan ettiği için Beyan Hutbesi denmiştir ona.
Ve Hazreti Ali efendimizin hizmeti bütün Sahabe-i Kiramların içerisinde
ayrılmış ve en mümtaz olan hizmet kendisine verilmiş idi.
Ve
Hazreti Ali efendimiz kendisine verilmiş olan sır olan ilimlerden,
efendimizden sonra kimlerin geleceğini, kimlerin ne kadar
kalacaklarını, kendisinin ne zaman efendimizin Halifesi
olacağını
. çünkü o 4 Sahabeye halifelik vardı. Şimdi
Hazreti Ali efendimiz önde gelse, onun şehid olduğu zamana kadar
ötekilerin hepside dünyadan gitmeleri lüzum edecekti. Onlar dünyadan gidince
Hazreti Ali efendimiz onlara verilecek olanı önlemiş olurdu.
Allah´ın
hikmetiylen ilk Hazreti Ebu Bekir radiyallahu anh efendimiz halife oldu.
İki senede o dünyadan geçti. Ondan sonra Hazreti Ömer efendimiz geldi. 10
sene durdu, şehid oldu. Hazreti Osman efendimiz gene bir o kadar durdu, o da
şehid oldu. Hazreti Ali efendimiz ondan sonra geldi.
Şimdi
bu 4 Sahabenin içinde yani Hulefa-i Raşidin´de en uzun yaşayan
Hazreti Ali efendimizdi. Şimdi ilk
baştan halifelik alsaydı, ötekilerin hiçbirisi halife olmadan dünyadan
gidecekti. Halbuki Allah´ın hikmeti onlara da halifelik verilmiş idi.
Bu
tertiplen şimdi Hazreti Ali efendimiz üç halifeye de vezir bulundu.
Müşkül olan meselelere cevap verirdi, hal ederdi. Ve Hazreti Ali efendimiz
kendisine maddi ve manevi kuvvet ve saltanat verilmiştir. Maddi manevide
olan onun makamına başka sahabe yetişmemiştir.
Ve Hazreti Ali efendimizin bildirmiş olduğu, kendisine Efendimizden
bildirilmiş olduğu hakikatlardandır
.
O
şehid olduğu vakitte, şehid olmadan önce o´ da kaderini
biliyordu.
Ve
kendisini katl edecek, şehid edecek kimseye Ya Katil-i diye hitap
edermiş.
Ey katilim dermiş. O seyis kaç defa ayaklarına düşüp
yalvarırmış; Bu olacak mı, ya Emir-il Müminin diyerekten.
O yine Ya katil-i dermiş, ey katilim diyerekten. Ya Emir-il Müminin,
bu olacaksa, olmadan önce sen beni öldür, dermiş, ki ben bu cinayeti
işlemeyeyim.
Ve Hazreti Ali efendimiz aleyhisselam radiyallahu anhu ve keremallahu veche
hazretleri dermiş: Nasıl olur? Sen benim katilim
olacağına, ben senin katilinmi olayım? Sen katl beni katl
ettikten sonra müstehak olursun. Şimdi mücerret benim bilmekliyim, seni
katl etmeye öldürmeye kafi değildir. Çünkü suç işlenmemiştir.
Lakin suçu işleyecek sensin. Sen malumsun. Lakin suçu işlemeden,
işleyecek diyerekten seni katletmeye olamaz. O vakit ben senin katilin
olmuş olurum ki o ağır günahın altına ben girerim. Sen
ne zaman bu işe teşebbüs eder katl edersin, ondan sonra sen katl
olunmaya müstehak olursun.
Ve
şehid olduğu zaman Hazreti Ali Efendimiz vasiyet eyledi ki; Beni
teşhis ediniz. Beni yıkayıp kefenleyip hazır ettikten sonra
deveye beni devenin üzerine yükleyiniz bağlayınız ve deveyi
salınız
Ve beni kimse takip etmesin. Benim arkamdan gelene korku
var, demiş.
Onun için ahali emir üzerine onu yıkayıp kefenleyip tabutada koyup,
devenin üzerine bağlayıp deveyi salmışlar. Ve herkez
ağlayaraktan o´nu takip etmişler. Çokları evlerin üzerinden
damlardan bakıp duruyorlarmış, ki deve hangi istikamette
gidiyor.
Bakmışlarki deve böyle yokuşu aldı. Yokuşun
başına gelip böyle aşağıdan kaybolduğunda,
yokuş başından bu tarafa doğru bir kervan çıktı.
O kervan ahalisine o Basra´nın Ahalisi koşup geldiler,
ağlayaraktan dediler ki, Hazreti Ali şehid oldu. O´ nu devenin üzerine
biz bağladık. Koyverdik gitsin. Bize böyle emir etti. Aceba bize
arkasından gelmeyide yasakladı. Acaban hangi tarafa gitti? diye
sorduklarında.
Onlar demişler Yahu siz nasıl insanlarsınız? Delimi oldunuz?
Hazreti Ali efendimiz deveyi çeken o. Bize selam verdi. Deveyi çekip gitti.
Nasıl siz ağlarsınız? Dövünürsünüz? Feryad edersiniz ki
Hazreti Ali öldü diyerekten?
Devenin üstündeki o, deve o, deveyi çeken o
Ve bugün ziyaret ettikleri
Hazreti Ali efendimizin makamıdır. Onun kabri bilinmeyen bir yerde.
Zaten Cenab-ı Allah o´nu muhafaza etti.
Ne vakite kadar? Mehdi Rasül çıkıpda gelinceye kadar, Onunla beraber
gelecektir dünyaya. İşin hakikatını, nasılki İsa
Peygamber geldiğinde, hakiki Hristiyan ile kafir Hristiyanı
ayırt edecek.
Bu zamandaki külüstür Müslümanlarla sağlamlarını o Hazreti Ali
efendimiz kendine bağlı olanları kendine itikat edenleride,
çürüğünü ve sağlamını ayırt etmek üzere o´da vazife
ile Hazreti Mehdi´ nin Veziri olarak.. kendisi o makamındadır
Şimdi
onların bulunduğu makam.. Hicaz´da Necitlen Yemen arasında bir
yer vardır. Ki orda.. Kablen Müteharrik derler. Bastığın
vakit üzerinde duramazsın o kumun. Kum insanı içine çeker. Böyle
böyle açılaraktan insan içerisinde kaybolur. Oynayan kum
O yerde
bir
mağara vardır. Ve o mağarada
bir kubbe Melaike-i Kiram
yapmışlardır
Orda
dayıma içtimadadır büyük evliyalarla Hazreti Ali efendimizde
oradadır
Medine-i Münevverede iken bizim Sultanımız Şeyh
Abdullah Dağistan-i hazretleri oraya davet oldu da, halvette iken, o
mahiyetinde bizi bırakmıyor. Mahiyetinde alıyor
oraya
yetişti.. Gözünü yum dedi. Yumdum. Aç dediği vakitinde, o makamda
Tayyib-i kuvveti ile hazır oldu.
O mağaranın ağzı kırk arşın gelir. Böyle.
Hazret Mehdi Aleyhisselam böyle durdu, kapının
dışında. Böyle elini açtı iki tarafinı tutdu. Onun
alameti bu dizlerine ulaşır. Ayaklarına ulaşır elleri
uzundur.. Bizimki yukarıda kalır. Onun aşağıya iner.
Böyle açtığında kapattı orayı.
Orda konuştu. Dedi; Cismani olarak bir kimse oraya girerse,
dışarı çıkmaz. Onun için böyle bir durdurttu bizi orada.
Durdu.. Senin için mani yok dedi Şeyh efendi hazretlerine. Şeyh
Nazım için mani var çünkü biz içeri girersek, bizi de dışarı
vermezler. Ruhanilen orada bulunuyor. Dahima oradan ayrılması yoktur.
O benim şeklim üzerine orada beni temsil eden ruhani kuvvet var. Hiç
oradan ayrılmaz o. Gece gündüz lüzum eden yerede gider gelir.
Ama bu cismani hayat ile içeri girerse o, dışarı vermezler
artık. Çünkü benim cismani kuvvetim üzerine inecek olan o tecelliyi
.
Dışarıya geldiğinde kimse bana bakamaz
Tahammül edemez.
Orada o makamdadır. Hazreti Ali efendimizde oradadır. 40 Halifeler
oradadır. 99 Büyük Evliyada oradadır. Nebi Razim ordadır. Onlar
sabaha akşama zuhur için emre müntazırdırlar.
Zuhuriyet
içinde iki mesele kalmıştır. Türkiye´de bir inkilap olur ve
birde Rus yıkılır.
Bu rus yani koministliğin yıkılmasına rayi olan bir hareket
olacak bütün dünyada. Ki o Melhame-i Kübra denen büyük harbdir! Onun akabinde
Mehdi Aleyhisselam çıkacaktır. Çıktığında Hazreti
Ali efendimizide göreceksin. ´Bu kimdir?´ diye sormaya lüzum yok.
Ve güneşin mağribinde Vad-i Selam, Vad-i Zeytun, Vad-i Siba, Zirrul
ula Ceberus diyerekten 5 makam vardır. Bir dünyalar vardır gün
batımında. Orada bir mescid vardır. Bir Ulu-l Azim camii
vardır. 70.000 Melaike-i Kiram lahzadan lahzaya orayada inzal olur.
12.000 kapısı var. Bir kapıdan bir kapıya bir
fersahlık yoldur. Fersah dediğin 1 saatlik mesafe, 5 kilometre. 5
kilometredur. 12.000 kapı var.
Cenab-ı Hak size Yusuf Aleyhisselam´ ın makamını versin,
selahiyetinide versin diyorum. Burayı tanıdınızmı? ...
Kimdir? (Adnan Hoca)
Hem o
rütbeyi hem o selahiyeti versin diye dua ediyorum.
Tabii, Cenab-ı Allah yakıştırırsa, kabulümüzdür. Biz
kendimize yakıştırmayız ama Allah´ın
yakıştırdığınada itiraz etmeyiz. Ve Cenab-ı
Hak nihayetsiz Lütf-u Kerem sahibidir.
Aslında Cenab-ı Allah´ın atası kaleme gelmez. Bir hudut
ilen hudutlanmaz. Bütün Lütf-u İhsanı insan içindir.
Onun için insan Hazreti İnsandır. Benim kendime
saklayacağım lütuf ve ihsanım yoktur, diyor. Benim bütün lütuf
ve ihsan hazinelerim ey insan senin içindir.
Biz kendimize onu yakıştırmıyoruz ama, Cenab-ı Hak
yakıştırdığı vakitte; Ya Rabbi, Senin lütfuna
şükür, ihsanına şükür ederiz. Madem sen
yakıştırdın, ben red etmem, kabul ederim.
Adnan
Bey kardeşimize de Cenab-ı Allah bir zaman için, Yusuf Peygamberin
tecellisini o´na giydirmek üzere, o´na halvet emr eylemiş. Ve o´nu ihmal
ettirip ´Şimdi kafidir. Çık´ diyerekten o´na icazet vermiş.
Ümit ederiz, ileriye doğru Adnan Bey´in yapacağı mükemmel
hizmetler vardır. Vilayet sırrıylan zahiride başkada
vilayet sırrıylan yapacağı ve yapmakta olduğu hizmette
vardır. Tebrik ederiz.
Kendisi
sabırlılardan yazılmıştır.
Sabırlıların bir ötesi.. razılardanda
yazılmış. Razılıkta verildi o´na.. kendisine.
Ben kendime göre bir düşünüyorum. Bakıyorum, benim tahammül
edebileceğim bir yük değildi o. O maşallah genç zamanında o
hizmeti tekbil etmiş arada askerlik hizmeti gibi. Vilayet erbabına
böyle iktilalar geliyor. Size zarar vermemiştir o. Oda geçmistir.
Şimdi Peygamber huzurunda size bir rütbe giydirilmiştir. Ve bu
Muharrem-i Şerif´te haseten zahir ve batında sizi teyit edecek hem
manevi bir nur hem bir maneviyat giydirilmiş ve bir anlayışta,
bir ilhamda size açılmıştır. Ki bu ilham üzerine siz
kalbinizi etraf ilen meşgul etmeyin.
Siz Kuran-ı Kerimi okuduğunuz vakitte, teyemmül ile okuyunuz.
Üzerinde düşüneceğimiz her Ayeti Kerime her okumanızda gusül
abdesti ile okuyun. Bu size olan hitaptır. Bir defa okuyun. Lakin gusül
abdesti ile okuyun. Ve tenha bir makamda okuyun. Ve ayak üzeri okuyun.
Kuranı Kerimi yüksekte tutun.
Böyle ayakta durduğunuzda, okuyabilecek yükseklikte
tutacaksınız. Ve O´nun huzurunda Sultan huzurunda durur gibi, duracaksınız.
Gusül
ile geleceksiniz oraya, iki rekat namaz kıldıktan sonra ayakta. Üç
Kelime-i Şehadet 100 Estağfirullah´ tan sonra, destur alıp
Kuran-ı Kerimi siz tilavet edeceksiniz. İsterseniz bir çeyrek tilavet
edin. İsterseniz yarım saat isterseniz sizin kalbinizdeki ilhama
göre, okuyacaksınız. Ve ondan sonra kalbinize verilecek ilhamı
kayd edeceksiniz. Çünkü size bu yapmış olduğunuz halvetin
neticesinde size bir ikram olarak bir şerit
bağlanmıştır kalbe. İlham ile bağlı.
Ve siz, beni buraya kapattılar kapatanlara ve beni muhakemeye verdiler
muhakeme edenlere. Beni suçladılar suçlayanlara diyerekten kötü temenni
olmayacak. Onlara gıybet olmak ister insanın nefsi. Red edeceksiniz.
Ve siz bu minval üzerine size mükellefiyet vardır şimdi.
Hücrenizde yüksek sehpa gibi yerde Kuranı Kerimi Sultan huzurunda duruyor
gibi okuyacaksınız. İsterseniz bir hizip isterseniz iki
isterseniz üç isterseniz tekbil bir cüz okuyun.
Ondan sonra size bir varidat vardır. Manevi varidat verilecektir size
mükafat olarak. Ki o ilhamdır. O ilham geldiği vakitda, o ilhamı
kaybetmeyeceksiniz. O kıratı bitirdikten sonra, diz üzerinde
oturunuz.
Elinizde kalem kağıt kalbinize doğacak olanı zapt edin. O
iktişaf edecektir ve genişleyecektir. Darlanmayacaktır,
artacaktır eksilmeyecektir lakin artacaktır. O suretlen siz
Kuran-ı Kerim hakkında yeni bir görüş, yeni bir
anlayış ilen, bilhassa o gençlere çok büyük hizmet
yapacaksınız.
Vilayet sırrı olduğu için sizede bunu söylemeye memurum bugünkü
günde, sizin vilayetiniz vardır. Evliyaullahdan olduğunuz için,
lakin şimdi böyle tomurcuk gül olur, ne rengi belli ne şekli belli ne
de kokusu bellidir. O açıldığı vakitinde belli olur.
Şimdi Adnan Bey´in halide o kapalıdır. 24 saat zarfında bir
defa bir veliullah bir defa veliullah bir defa bir veliullah, üç evliyalardan
zat o´nun kalbine nazar ettiler. O mahbusta gerek hastahanede bulunduğu
vakitte. Öyle nazar etmese, bu halde çıkamazdı.
O kalmaların sıkıntısı O´nu bozardı, ama
bozmadı. Bozulmaya bırakmadılar. Ve şimdiki imanı ve
mertebesi bu halvethaneye girmezden önceki halinden çok fazla fark dır.
Buda mühim bir meseleydi. Bu tablikadı yaptık ki; bizde mesuliyet
kalmasın. Tamadır.. Mühim bir hizmet verilecek o´na. Gelen
varidatı siz kayd edin. Bir mükemmel bir..
Peygamber
essalatu vesselam efendimiz dünyadan gitti. Sahabe toplandı. Bütün büyük
eshablarda var. Hazreti Ali efendimizde var. Onların hepsine ilham olan
reylerin hepsi Hazreti Ebu Bekr´ de toplandı.
O emir oldu. O dünyadan Peygamberin huzuruna gitti, Allah´ ın
divanına. Yine toplanıldı. Hazreti Ömer! Hazreti Ömer dünyadan
gitti, şehid olup. Hazreti Osman! O da şehid oldu. Hazreti Ali!
Hazreti
Ali efendimiz keremallahu veche radiyallahu anh.. oda öyle bir zat.. onunla
Muaviye.. Şam´ da hükümet üzerine ihtilaf oldu. Şimdi o zamanda
hazır olan millet Hazreti Ali efendimizin hilafetine uygun düşselerdi
o Şam´ daki Muaviyelik devleti kalkmayacaktı.
Hemen ona layık olmayanlar çoğaldığı vakitinde
ozaman
Hazreti Ali efendimizden gitti.
Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin efendimizlerdende gitti. Kaldı Emevilerde
hükümet
Yani bizim layıkımız ne ise, oraya dönüyor kuvvet. Cenab-ı
Hak görüyor. Cenab-ı Hak görmez değil.
Ben bir kimseylen bir mecliste mübahase edip 4 Halifeler hakkında benimle
mübahase etti. Dedim: Yahu! Bizim onları muhakeme etmeye selahiyetimiz
yok! Onların hepsi sahabe. Hepsi Peygamberin huzurunda yetişen
kimseler. Ve Hazreti Ali efendimiz hakkında biz katiyyen söz söyleyemeyiz!
Lakin Allah´ın hikmeti Hazreti Ebu Bekir halife olduğu zaman Hazreti
Ali efendimiz hazırdı. Ondan sonra Hazreti Ömer halife olduğu
vakitte, Hazreti Ali efendimiz hazırdı. Hazreti Osman halife vakitte
orda hazırdı.
Hiçbirisinde
öteki sahabelerde hazır oldukları halde Hazreti Ali efendimiz
çünkü
Hazreti Ali efendimizde olan ilim başka sahabede yoktu ve Hazret Ali
efendimiz gözü kapalı yürüyen adam değildi.
Peygamberden almış olduğu sır o´nun kalbinde
yazılıydı. Ve işin nasıl yürüyeceğinden haberi
vardı.
Şimdi Hazreti Hüseyin efendimiz, Allah ondan razı olsun. Bu acemler,
ki ´Rafizi´ deriz biz onlara. Onlar Hazreti Hüseyin efendimizi davet
ettiğinde; Sana biz yardım ederiz..
Ve Medine-i Münevvere´den onların bu taahütü üzerine çıktı,
çıkacağı vakit bütün büyük sahabeler ağladı.
Dediler ki; Ey Peygamber torunu! Ey Peygamber´in gözünün nuru! Seyyidimiz,
çıkma! Çıkacağım dedi.
Kaderini bilmeden mi yürürdü Hazreti Hüseyin efendimiz, Haşa?! Kaderini
bilipte yürüdü. Kaderini bilip üzerine yürüyebilmek, Ricalullahın
şanıdır.
Onlara kaderleri açık.. bizim gibi kimseler zayıf olduğumuz için
o kaderden kaçmak istiyor öyle bir şey bilirse. İsde biriside
şehid olacağını bilipde üzerine gidecek Avam-ı Nas´dan
insan yoktur. Ama o bilerekten oraya gitti. Şehadet Rütbesini orada
alacağı için gitti o.
Önce Hazreti Ali efendimiz Peygamber´den çok şey aldı. Ve Ümmet-i
Muhammedi´nin nasıl devam edeceğini, hangi tarihi silsile üzerine
yürüyeceğini Peygamber o´na bildirmişti.
Hulefa var, Ümera var, Müluk var. Cebabire var. Hazreti Mehdi´nin devri vardır.
En başında 4 Halife. Ondan sonra Emevi ümerası, ondan sonra
Abbasilerin devleti, Abbasilerden Osmanlıların. Osmanlıdan sonra
diktatörler devri Cebabire, onun arkasındanda Mehdi gelir diyor, Peygamber
essalatu vesselam.
Hazreti Ali efendimiz Basra´da minbere çıktı. Basra´nın büyük
camiisinde bir hutbe okudu, öğleden ikindine kadar. Hutbet-ul Beyan derler
ona, ki herşeyi ayan beyan etti. Bize o hutbelerden beş on
sayfası geldi. Ötekileri evliyaların kalblerinde gizli durur.
Bazı bazı söyletiler onlara.
Ve onun biriside kendisinin Hazreti Mehdi aleyhisselam zamanında gelip
o´nun veziri olacağına dair olan sözüdür. Ve şimdi o devirdeyiz.
Ve Hazreti Ali efendimiz o mecliste o zülfikarla beraber oturmaktadır. ...
[ Adnan Hoca (Harun Yahya): Mehdi
ve Altınçağ
] [PDF] [Audio] [ Aktüel
sohbetler ]