Allah’tan geldik ve Allah’a geri döneceğiz

 

29 Recep 1428  / 12 Ağustos 2007

Mevlana Şeyh Nazım Hakkani, Lefke, KKTC

 

Bismillahirrahmanirrahim

 

 

Yevmin Cedid, Rızkin cedid

Esselamu Aleyküm

Euzü billahi mine şeytaniiracim bismillahirrahmanirrahim

Destur Ya Seyidi , ya sultanul Evliya

 

Hoş geldiniz! Mütevazi sohbetimize hoş geldiniz.

Günümüzde böyle dervismesrep bir sohbet bulmak zordur ve bu Büyük Şeyhimizin bereketindendir.

 

Büyük Şeyhimiz – Allah onun sırrını takdis etsin ona daha fazla güç ve şeref kazandırsın. Allah’tan dileriz ki onun himmeti bu sohbetimizi ihata etsin ve bu sayede ilahi ilimde bir şeyler kazanalım. İlahi ilimlere ihtiyacımız var hakikaten ihtiyacımız var. Diğer tüm ilimler dünyevidir. Bunlar kolay şeyler. Bilmemiz veya bilmememiz belki çok küçük bir fark oluşturur.

 

İnsanlar bugün etraflarında olan ve gördükleri şeylerle ilgileniyorlar. Sayısız mahlukatla ilgili bilgilere ise özellikle eğiliyorlar. Peki insanoğlu neden bunlarla ilgileniyorlar? Çünkü Bilmiyorlar. İçinde yaşadıkları tabiatı öğrenmek istiyorlar ve şunu diyorlar:

“Tabiattan geldik ve tekrar tabiata geri gideceğiz.”

 

Mülehaza etmiyorlar ve diyorlar ki: “ Bilinmeyenden geldik ve bilinmeyene gideceğiz.”

Evet, eğer onlara bakıp söylemek gerekirse:

“Tabiattan geliyoruz ama tekrar tabiata geri dönmüyoruz”, bu bu kadar kolay ve kamil bir hüküm de değildir. Hayır, böyle ucuz bir bilgi olmaz, herkes şöyle söyleyebilir:

“Tabiattan geldik ve tekrar tabiata geri gideceğiz.” Öyle gururlular ki şunu da söylüyorlar:

“ Bilinmeyenden geldik ve bilinmeyene gideceğiz.”

Bunu neye göre soruyorlar ve insanlar bununla niçin ilgileniyorlar? Herkes bunu bilir. Belki karıncalar şöyle diyecekler :

“Tabiattan geldik ve tabiata geri döneceğiz.” Ama sen bir insan olarak, topraktan yaratılmış mükemmel bir varlık olarak, tabiattan geliyorsun ve tabiata mı gidiyorsun?

Eğer söylüyorsanız ki mükemmel bir varlığız, o zaman şunu demekten nasıl memnun olabilirsiniz? “Tabiattan geldik ve tabiata geri döneceğiz.” Tabiat nedir o zaman? Tabiattan kastınız, karalar mı, denizler mi, ağaçlar mı, hayvanlar mı, bitkiler mi, ormanlar mı, kuşlar mı? Tüm bunlar tabiata aittir. Nasıl “Tabiattan geldik diyebilirsiniz?”

Canlılarla, dünya üzerinde yaşayan mahlukatla o kadar alakalısınız ancak nasıl var olduğunuzu düşünmüyorsunuz bile.

 

Bir zamanlar bir alim vardı. Bir sandalyenin üzerinde oturur, insanlara bir şeyler anlatır ve her şeyi bildiğini düşünerek insanları eğitebileceğini zannederdi.

İnsanlara:” Ey benim dinleyicilerim, bilgim hakkında ne düşünürsünüz?” dedi.

Onu dinleyenler: ”Sen bir deryasın” dediler.

Aynı  buradaki Dr. Salim, Dr. Abdülgani veya Dr. İbrahim gibi…

 

“Evet, eğer biriniz bana bir şeyler sormak istiyorsanız, soracağınız her şeye cevap bulabileceğimi düşünüyorum. İster bu gökyüzünden ister yeryüzünden olsun. Evet herşeyi sorabilirsiniz.” Bu alim, bilgisinden o kadar gurur duyuyordu ki.

Allah, kullarından çok şeyi bilip te bilgisinden gurur duyanlardan, ve “Ben çok kudretliyim, ben çok büyüğüm, ben çok bilgiliyim ve ben her bilim alanında otoriteyim” diyenlerden hiç hoşlanmaz.

Dinleyicilerden biri kalktı ve dedi ki: “ Destur, ya Seyidi. Ben, size soru sormaya utanıyorum, çünkü siz ilim deryasısınız ama her zaman düşündüğüm ancak cevabını bulamadığım bir sorum var.“

“Sor bakalım” dedi bu alim.

“Ey hocamız, benim aklım fikrim hep karıncalarla meşgul. Karıncalar Allah’ın askerleri, bunu gayet iyi biliyorum ancak ben onların yaradılışlarına dair bir şeyler öğrenmek istiyorum. Karıncalara baktığımızda bir kafalarının ve kafalarının arkasında iki parça vücut parçasının olduğunu görebiliyorum ve parçaların arası da çok dar.” Soruyu soran bu adam öylesine boş bir adamdı ki başka bir şey düşünmüyordu. “Karıncayı elime alıp evirip çeviriyorum ve bakıyorum ki parçalarının arasında hiçbir geçiş bulunmamakta. Şimdi size sorum şu olacak. Bu hayvanın bağırsakları kafa tarafında mı yoksa vücut tarafında mı?”

Alim ona şöyle cevap verdi: “ Bugüne kadar böyle bir ilimle hiç ilgilenmemiştim. Başka bir soru sor!”

 

İnsanlar günümüzde şöyle düşünüyorlar: “Biz tabiat hakkında her şeyi biliyoruz; bilinmeyenden geldik ve bilinmeyene gidiyoruz.” Ben ise onlara soruyorum: ”Bu iki bilinmeyen arasında sizin yeriniz nedir? Ne düşünüyorsunuz? Ne söylemek istiyorsunuz? Önce bir bilinmeyen sonra başka bir bilinmeyen- bu nedir?

 

Kimse böyle bir şey sormadı.

Herkes filleri bilir. Nasıl geldiklerini, gittiklerini. Herkes onları tanır ancak karıncalarla ilgili problem daha önemlidir. Kimsenin bu soruyu şimdiye kadar cevaplayabildiğini zannetmiyorum ancak kıyamet gününe kadar herhangi bir zamanda cevaplanabilir.

 

İnsanlar bilinmeyenle hiç ilgilenmiyorlar. Bilinmeyenden geldik ve bilinmeyene gidiyoruz. Biz bilinmeyen bir yerden geldik ve tekrar bu bilinmeyen yere gideceğiz – nasıl tabiattan geldiğinizi söylersiniz? Tabiat nedir? Bilinen mi bilinmeyen mi?

 

Ve alim dedi ki: “Ya Hu! Bu soruyu bırak başka soru sor. Daha sonra bakarız bu soruya.”

Adam dedi ki “Ey hocamız! Sakal telleri hakkında ne düşünürsünüz? Tek sayıda mıdırlar yoksa çift mi? Alim “Ben bunu hiç… bunu bilmiyorum… bana bir şans ver bir daha ki sefere bunun cevabını sana söyleyeceğim.”

 

Bu alimin hiç aklı yok!

 

Bir seferinde insanları güldüren aynı zamanda Hikmet’den de anlayan Nasrettin Hoca’ya sordular: “ Sen alim olduğunu söylüyorsun. Dünyanın merkezi neresidir söyle bakalım!”

Hoca Nasrettin: Tam burasıdır” dedi. Eğer inanmıyorsanız, doğu ve batıya doğru gidip ölçün ben burada duracağım.” Şu gerçek bir alim değildi ancak Nasrettin Hoca çok daha akıllı ve bir alim

“Ben tam dünyanın merkezinde oturuyorum. İnanmıyorsanız gidip ölçün! Ben haklıyım!”

İnsanlar sordular :” Ne diyorsun hoca?”

“Gidin ve ölçün diyorum size”

 

Eğer şu alim hakikaten bir alim olsaydı o zaman şöyle söylemesi lazımdı:” Sakalım telleri tek sayıdadır. Eğer inamıyorsanız gelin sayın ve sonuç itibari ile benim dediğime geleceksiniz!”

 

21. yüzyılın bu sapık, anlayışsız ve serseri insanları tabiattan geldiklerini ve tabiata gideceklerini söylerlerken tabiatın ne olduğunu sormuyorlar. Tabiatın bilinmeyen bir şey olduğunu mu düşünüyorsunuz? Görmüyor musunuz? İçinde yaşıyorsunuz. Tabiattan gelip tabiata gittiğinizi nasıl söylüyorsunuz?

 

Eğer bu doğru olsaydı, tabiat nereden geliyor ve nereye gidiyor? Eğer biz tabiattan geliyor isek ve tekrar ona geri dönecek isek, tabiat nedir. Nereden gelir? Nereye gider? insanlar bunu düşünmüyorlar. Düşünmelisiniz. Düşünmek gizli hazinelerin anahtarıdır. Bunu kullanırsanız açıp içine bakabilirsiniz hazinelerin.

Ancak insanlar düşünmek için uğraşmıyorlar. Tabiattan gelmedik ve tabiata dönmeyeceğiz. Bilinmeyenden, görünmeyen dünyalardan geliyoruz ve görünmeyen dünyalara gidiyoruz.

İlim, okyanus gibidir. Ancak ne Atlantik gibidir ne de Pasifik veya Hint Okyanusu. İlim, kıyısını arayıp ta bulamadığınız, dibine doğru gidip te ulaşamadığınız deniz gibidir. Ancak insanlar o kadar sapıkça şeylerle uğraşıp onların ardından koşturuyorlar ki ve Bilinmeyen dünyalardan gelip bilinmeyen dünyalara geri gideceğiz diyemiyorlar.

 

Eğer peygamberler olmasaydı ve sadece aklınızı kullanabilseydiniz şunu söyleyebilir olurdunuz. ”Bilinmeyenden geldik ve bilinmeyene geri gidiyoruz.”

Aklımızla bulduğumuz kadarıyla bu doğru ancak ilahi ilmi kullanırsak şunu söylüyor olurduk: “Biz Allah’tan geliyoruz ve Allah!a geri dönücüyüz (Inna lillah ve inna ileyhi raciun)

Allah kimdir? Bunu sormalısınız. Allah hakkında bir şeyler öğrenmeye çalışmalısınız. Allah’ın kim olduğunu bilmelisiniz.

Düşünüp taşınırsanız Allah hakkında bir bilgi edinemezsiniz. Ancak Kadir-i Mutlak özel, seçilmiş, seçilmiş bir Kullarını insanlık arasından gönderdiğinde Allah’ı öğrenebilirsiniz.

Bu kullar bizim hiçbir zaman erişemeyeceğimiz ilimleri getirirler. Ancak ondan sonra bizler orada görülmeyen, erişilmeyen, kaybolmayan, gözden kaybolmayan biri olduğunu öğrenebiliriz.

Orada Varlığı hiç kaybolmayacak birinin olduğunu bilmelisiniz. Varlığı yine kendisindendir, kimse onun Varlığına dokunamaz, ortadan kaldıramaz, O’nu kimse bırakamaz ve kimse O’nun olmaması için bir şey yapamaz.

 

Ancak insanlar akıllarını malayini işlerle, gereksiz işlerler, kullanılmayacak buluşlarla harcıyorlar. Bu nasıl bir buluştur?

“Ey Şeyh, sen karıncalardan bahsediyorsun ancak biz mikroskop kullanıyoruz ve çok küçük şeyleri görebiliyoruz. Öyle küçükler ki onlardan bir milyar tane yan yana gelince karınca oluşturuyorlar.” Ne düşünüyorsun? Eğer bu alet ile onların nasıl hareket edip yaşadığını izler isek – onların kendi kendilerine oluşturduklarını mı düşünüyorsun veya Biri tarafından var edildiklerini mi düşünüyorsun?”

 

Bilmiyorlar, ancak “Şöyle bakteri, şöyle mikrop, şöyle yaratık… gördük” diyorlar. Neden onlara “Kim  onları var ediyor?” diye sormuyorsunuz?  Bu da başka bir soru ancak güzel bir soru: “Ey arkadaşım! Buraya nasıl geldin ? Buraya sizi kim getirdi ? Herkesin kendisine özel bir formu var, her şeyin farklı bir fonksiyonu var. Bazıları kuş gribi yapar bazısı deli dana hastalığı. Bu insanları akıl hastanesine tıkmak lazım! Buluş yapıyorlar. Milyarları harcıyorlar ve hiçbir sonuca ulaşamıyorlar. Eğer onlar sormuyorlarsa siz soracaksınız! Bakteriyi yakalayıp soracaksınız: “Seni kim yarattı? Daha önce neredeydin? Nasıl var oldun?” Bunu soracaksınız.

 

Ve min Allah-u etteyfik.

 

Allah bizi affetsin. Peygamberimizin söylediklerini işitin, dikkat edin ve itaat edin. Ey 21. asrın insanları Peygamberin mührünü  sorun. O’nun hakikatini tanımak istiyorsanız, O’nun Zatını araştırın. Diğer her şey boştur, geçicidir.

 

Allah bizi affetsin!

 

Ala Resulina Salavat. El- fatiha.

 

 

 

 

[ Orijinal Ingilizcesi: www.naqshbandi-berlin.org ]   [PDF]  [ Aktüel sohbetler ]